Manipülasyon; kişinin, kendi çıkarlarına uygun şekilde, çevresindeki insanların duygu, düşünce ve davranışlarını yönlendirmesidir. Çoğu insan bu kavramı duyduğunda onu “bencillik” ya da “çıkarcılık” olarak algılar ve olumsuz bir durum olarak görür. Oysa insan doğası gereği, yaptığı her davranışta önce kendi faydasını gözetir. Biri çıkıp “Ben şunun faydasını kendi faydamdan çok düşünürüm.” derse, asıl manipülasyon işte budur. Bu cümleyi kuran; kendini iyi hissedebilmek için, zihnini manipüle etmiştir. Siz de kendinizi manipüle etmeden, ezberleri bozmayı göze alıyorsanız, okumaya devam edin.
Bir anne düşünün… Çocuğunu kendinden bile çok sevdiğini söyler. Peki, bir anne; neden anne olmak istemiştir, çocuğunu neden çok sever ve onun için fedakârlık yapar?
1. Bilinçaltı, kendi canından bir can üreterek ölümsüz olma arzusu taşır.
2. Annelik duygusuyla; sevip sevilme ihtiyacını karşılamak ve huzur duymak ister.
3. Yaşlanacağı zaman; hayatında, tutunacağı bir dalın olmasını ümit eder.
Bu beklentilerin tamamı, annenin faydasına ve çıkarına değil midir? Oysa bu anne, çocuğunu kendi menfaati için sevdiğinden habersizdir.
Benzer bir örnek düşünün… Sokakta gördüğü sahipsiz, yavru bir kediye süt veren biri şöyle diyebilir: “Ben bunu sadece kedi için yaptım, benim bundan nasıl bir çıkarım olabilir ki?” İşte, sağlanan faydalar:
1. Bilinçaltı, yardım edene yardım edileceğini bilir.
2. Kendini iyi bir insan olarak görmek, iyi hissettirir.
3. İnançlı biri, diğer âlemde karşılığını alacağına inanır.
Bunların tamamı, bu insanın faydasınadır ve aslında yardım; kedi için değil, kendi için yapılmıştır. Yani hayatta; büyük ya da küçük, bilinçli ya da bilinçsiz yapılan her şey, insanın kendi faydası ve çıkarı içindir. Hatta eliniz masanın üzerinde dururken, parmaklarınızı farkında olmadan masaya vurmanız bile bir faydaya yöneliktir. Bu ritmik hareket, gerginliği azaltır, odaklanmayı artırır ya da bedende biriken enerjiyi boşaltır. Kısacası insan; her şeyi, bilinçli veya bilinçsiz, bir menfaat beklentisiyle yapar.
Bu açıklamalar, manipülasyonun hayatın her alanında zaten var olduğunu göstermek içindi. Bu kitapta öğretilenlerin tamamı da birer manipülasyondur ancak; sizin faydanıza olan teknikler verilirken başkasının zararına kullanılacak hilelerden uzak durulmaya çalışılmıştır.
Diyelim ki bir tanıdığınızdan, herhangi bir konuda yardım isteyeceksiniz. Ona, “Yardıma ihtiyacım var.” demekle “Yardımına ihtiyacım var.” demeniz farklı algılanır ve bu fark bazen, yardım alıp almamanızı belirler. “Yardıma ihtiyacım var.” ifadesi; onun bilinç dışında güçsüz algılanmanıza, bir külfet gibi görülmenize sebep olabilir. Oysa “Yardımına ihtiyacım var.” dediğinizde, onun gücüne vurgu yapmış olursunuz. Böylece onun bilinç dışı; size yardım edebilecek güçte olduğunu, kendisine ve size kanıtlama isteği duyar.
İnsanlar, aslında aynı şeyi söylüyor gibi görülebilir ama bazı kişiler sözleriyle istediğini elde ederken, bazılarının sözleri istediği amaca hizmet etmez. Bu farkı belirleyen, çoğu zaman,
-me, -ma olumsuzluk ekini kullanma hatasıdır.
İnsan algısı, duyduğu şeyi gerçekleştirme eğilimindedir ve istemsizce, bunu yapmanın yollarını arar. Biri size, “Şu an kırmızı bir aslan düşünme.” dese; zihniniz hemen, kırmızı bir aslan görüntüsü oluşturur. Bu sebeple, birini etkilemek için ondan “ne istemediğinize” değil, “ne istediğinize” yoğunlaşın. Bir yarışmacıya “Kaybetmeyeceksin.” demek, onun algıları için doğru bir ifade değildir. Bunun yerine, “Kazanacaksın.” deyin. Bir veda esnasında “Seni hiç unutmayacağım.” yerine “Seni hep hatırlayacağım.” diyerek, olumlu yönlendirme yapmayı seçin.
Bilinç anlar, bilinç dışı ise sadece algılar. Bir insanın bilinç dışına doğru mesaj göndermek için, algı mekanizmasının nasıl çalıştığını bilmeniz gerekir.
“Odanın dağınıklığından utanmalısın. Düzensiz birisin ve hiç değişmeyeceksin.” derseniz, muhatabınızın bilinç dışı şunu algılar: “Ben KÖTÜYÜM, rahatsız eden şey BEN’im ve benden UMUTSUZ.”
“Dağınık bir odayı sana yakıştıramadım. Daha düzenli olabileceğine inanıyorum.” derseniz, bilinç dışı şunu algılar: “Aslında İYİYİM, rahatsız eden DAVRANIŞIM, benden UMUTLU.”
Dikkat etmeniz gereken bir diğer husus “-meli, -malı” gereklilik kipini kullanmaktan uzak durmaktır. Çünkü bu kip, karşıya sorumluluk yükler ve onun kaygısını tetikler. Örneğin, bir öğrenciyi motive etmek için “Sınavı kazanmalısın.” derseniz onun algısında, bilişsel yük oluşturursunuz. Bu yükün altında ezilmekten korkan öğrenci, “Ya kazanamazsam!” endişesiyle çalışmayı tamamen bırakabilir. Oysa, “Sınavı kazanabilirsin.” dediğinizde onun bilinç dışı, ondaki gücü gördüğünüzü hisseder ve motive olur.
Manipülasyonu, etik kurallar dâhilinde yaptığınızda insanların güvenini kazanıp onlarda pozitif etkiler bırakarak hem kendinizin hem de onların mutluluğuna katkı sağlarsınız.
Güzel bir bahar gününde, şehrin en güzel ağaçların olduğu parkta, kör bir dilenci oturuyordu. Hemen yanındaki kartonda “DOĞUŞTAN KÖR” yazılıydı. Dilencinin önünden, çok sayıda insan geçtiği hâlde, kimse ona para bırakmıyordu.
Oradan geçmekte olan bir reklamcı, dilenciyi fark etti ve onu birkaç dakika izledi. Sonra yanına gidip kartonun arkasını çevirdi, bir şeyler yazarak kartonu yerine bıraktı. Ve ne olduysa, daha fazla insan dilenciye para vermeye başladı… Aslında, insanların para vermesine sebep olan tek şey, kartondaki değişen yazıydı: “GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ AMA BEN BAHARI GÖREMİYORUM”
Kelimeleri ustaca yöneten, insanların algı ve kararlarını hatta duygularını bile yönetebilir.
Diyelim ki birine, size çok kızacağı bir şeyi itiraf etmek zorundasınız… İsteğiniz ise; o konuyu daha basit göstererek büyük bir tepki almadan, sıkıntıyı savuşturmak… Bu durumda; sıkıntılı o şeyi söylemeden önce, daha sıkıntılı bir kurgu yapın. Sonra da bunun bir kurgu olduğunu ifade edip asıl haberi verin. Örneğin; annenizin çok sevdiği vazosunu yanlışlıkla kırdıysanız ona şöyle söyleyin:
“Bugün iş yerinde bir yangın çıktı ve ben de içeride mahsur kaldım. Bir süre sonra dumanın etkisiyle bayılmışım ve kurtarma ekipleri beni hastaneye kaldırmış…”
Birkaç saniye bekleyip devam edin:
“Şimdi sakin ol çünkü böyle bir şey olmadı ve ben bunu, asıl söyleyeceğim şeyin önemsizliğini görmen için anlattım. Aslında ben, senin en sevdiğin vazonu, istemeden kırdım.”
Bunu duyan annenizin beyni ambale olacak ve size “kızmak duygusu” ile “bir şey olmadığına sevinmek duygusu” arasında kalacaktır.
Manipülasyon her zaman iyi niyetle yapılmaz ve bazen, iyi maskelenmiş bir övgü cümlesiyle de birine zarar verilebilir. Amaç; karşıdakine, onun hoşuna gidecek olumlu bir rol biçerek o role uygun tavizler koparmak olabilir.
Arkadaşına sık sık haksızlık eden biri, bir yandan da onu “Çok affedicidir, hiç kin tutmaz.” diye, toplum içinde överek haksız eylemlerine devam etmek isteyebilir.
“Çok zekisin ve bu işin altından yalnızca sen kalkarsın.” diyen yönetici; bu övgüyle, çalışanın sırtına yüklediği yeni bir angarya işi maskelemek isteyebilir.
“Fakir ama gururlusun. Kanaat sahibi ve erdemlisin.” diyenler; hak aramanın “gurursuzluk” sayılmasını ve kurdukları saltanatın sorgulanmaktan uzak kalmasını istiyor olabilirler.
Bedava peynir, nasıl ki yalnızca fare kapanında olursa; bedava övgülerin de birer manipülasyon olma ihtimali vardır. Sırf egoyu okşadığı için, övgü duymaya devam etmek isteyen ve kendisine biçilen rolü oynayan; yıpranmaya da devam eder.
(Aydın Adaklı – Etkiliyorum, Sayfa 32)
Aydın Adaklı – Eğitimci Yazar, Kişisel Gelişim Uzmanı